Doğa Navigasyonu
Bugüne kadar ki hayatım süresince yaptığım en kalıcı ve geniş etkisi olan işimin bu kitabı yazmak olduğunu söylersem abartmış olmam sanırım. Yıllar içinde benzer bir kitaptan onlarcasını dolduracak kadar şey yazmış olsam da bütünsel olarak bir konuyu etraflıca ele alıp ve mutlak bir eser ortaya çıkarmak hiç nasip olmamıştı. Kitap kendi içinde varlığının sebebini anlatıyor lakin benim için biraz kişisel olan sebepleri kitaba koymak yersiz olurdu. Hali ile biraz bu kitabı var edebilmem için beni var eden süreçlerden bahsetmem gerekiyor. Sanırım bu tip kişisel bloglar da bunun için var.
Harita sevgisi analog dünyaya doğmuş insanlara has bir durum muhtemelen. Konuya ilişkin yatkınlığımı ve merakımın kaynağını özel olarak bilmesem de tahminimce ailemle yaptığım şehirlerarası yolculukların de facto navigatörü olmanın etkisi olsa gerek. Arabada bulundurulan, katlamaktan gevremiş, sıcaktan ve güneşten rengi solmuş karayolları haritası ile İnternet’e doğan nesli muhtemelen hayrete ve belki dehşete düşürecek olan expedisyonlarımız bana ilk harita kullanmanın tadını vermiş olmalı.
Her ne kadar çocukluğumda her Cuma akşamı kudaklanıp koyulduğum arabanın arka koltuğunda çeşitli doğa alanlarına götürülmüş olsam da doğa sporlarına özel bir ilgim hiç gelişmedi. Her insanın hayatındaki büyük kırılımlar gibi beni de yoldan altın sarısı saçları ile bir kadın çıkaracaktı. Bugün hala üzerine düşündüğüm bir ayrılığın bunalımından kendimi gezmeye heves salarak çıkarmaya karar verdim. Bir travma tepkisi olarak bu çabam ve başıma Çernobil ile Pripyat yollarında gelenler de kendi başına başkaca bir yazıyı hak ediyor.
Haritalar beni bu yolculukların hazırlığında ve sürecinde tekrar yakaladı. Bahsettiğimiz zamanın 2007-2010 aralığı olduğunu düşünüldüğünde söylenenlerin bugün için anlam kazanması adına belki insanlık olarak o vakitlerde içinde bulunduğumuz coğrafi bilgi durumundan biraz bahsetmek gerekli. Bu tarihler daha Google Earth’ün yeni yeni yaygınlık kazanıp insanları Dünyanın her köşesine bir tık ile götürmeye başladığı zamanlardı. Akıllı telefonlar, en azından bugün herkesin bildiği anlamlarda yaygınlık kazanmamış ve bir grup nerd’ün elindeki garip görünümlü araçlar idi. Hali ile bugün sahip olunan harita imkanlarının yanında, dünya kıtlık sayılacak bir durumda bulunuyordu. Elbette pek çok insan için bu yokluğun fark edilecek bir tarafı yoktu. Kimse sahip olunmamış bir şeyi arzulamaz. Herkes memleketinde yolunu sora sora buluyor, başka ülkelere de rehberler ve şehir haritaları eşliğinde gidip geziyordu. Lakin gezen de gezilen de pek normal olmadığında ise durumun seyri biraz değişiyordu elbette.
GPS cihazlarının varlığından ilk defa bu dönemlerde haberdar olmadım elbette. Çocukluğumda zıplaya zıplaya kendimi götürttüğüm, artık pek de bir heyecanı kalmamış olsa da o zamanlar insanların hayallerini besleyen ve renkli bir gelecek vaad eden teknolojilerin sergilendiği CeBIT fuarında Casio PRT-1GPJ ile GPS’in ne olduğunu ilk defa öğrendim. Elbette o yaşımda pratik olarak benim için hiç bir faydası yoktu saatin lakin bir cihazın coğrafi olarak dünya üzerindeki herhangi bir yerde konumunu bulabilmesi bir düş gibi gelmişti bana. Birkaç yıl bayramlardan biriktirdiğim para ile elbette bu saati değil fotoğraf çeken muhteşem bir eğlence kaynağını almıştım ama yine de bir gün elime geçerse Casio Satellite Navi edinmek istiyorum.
O gün itibari ile bir GPS cihazı, planladığım gezi açısından aynı anda iki sorunuma birden çözüm olmayı vaad ediyordu. Öncelikle dijital haritaları gösterebilme ve navigasyon yapabilme kabiliyetini sunabilen, erişilebilir tek cihazlar bunlardı. Nihayetinde o dönemde özellikle ilgi gösterenlerin edinebildiği Windows Mobile cihazlarda navigasyon kabiliyetleri olsa da bu yazılımlara harita bulmak neredeyse imkansız gibiydi. Garmin GPS’ler ise neredeyse şantaj seviyesinde fiyatlara pek çok ülkenin çok detaylı haritalarını size satmaya hazırdı. Cihazlar kadar paralara satılan bu haritaların “korsanları” ise görece kolaylıkla bulunabiliyor olduğundan, o gün için planladığım macerayı bir GPS cihazı almayı gerektiriyordu. Haritaların ardından, bir GPS bana gittiğim yerleri sürekli kaydedebilme ve daha sonra Google Earth üzerinden nerelere gitmiş olduğumu takip edebilme imkanı veriyordu ki bu kendi başına muhteşem bir imkandı. Hali ile bir GPS cihazı edinmek kararına varmıştım. Elbette Türkiye’de yaşam, bugünlere kıyas tutmayacak şekilde de olsa hala hapisane koşullarında olduğundan yalvar yakar ABD’den gelen bir arkadaşın arkadaşı aracılığı ile dünya parası bu makineden bir tane edindim. Kendisi geçen zamana rağmen hala benimle çeşitli maceralara çıkıyor.
Ukrayna’da dehşet şekilde işimize yarayan GPS’in faydası, sadece haritalar konusundaki kıtlığı ile Türkiye’ye benzemeyen Rusya’da azaldı.
ukranya sonra rusyada her şehirde harita avı kayıt yapabilmenin gücü dagcılığa başlangıç akut gerçekten harita kullanmayı ilk öğrenişim haritaların yokluğu ve zübüklerin tavrı isyan maraş eğitimler başka bir kadın skerler kitap